His Forum

His'lerinize Güvenin


    Shadow Of The Colossus

    Paylaş
    avatar
    RaZoR
    Süper Moderatör
    Süper Moderatör

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 709
    Yaş : 25
    Nerden : IsTaNbUl
    Lakap : --
    Kayıt tarihi : 17/02/08

    default Shadow Of The Colossus

    Mesaj tarafından RaZoR Bir Ptsi Ağus. 04, 2008 12:24 am

    Bu yazı sadece oyunun konusunu anlatmaktadır...

    Aşkımız dağlara, taşlara, ovalara, nehirlere destan olmuş. Sevgimizi paylaştığımız, konuştuğumuz, ağlaştığımız , gülüştüğümüz, dolaştığımız, koklaştığımız, koşuştuğumuz, bir efsane olmuş. Evet size tek aşkım Mono'dan bahsediyorum. Adım Wander beraber yaşadığımız bu diyarda zorluklara karşı mücadele veriyoruz. Fakat bilmediğim bir nedenle Mono'yu kaybetmiştim. Onu ölü bulmak bana hiç inandırıcı gelmemişti. Beyazlar içinde kapalı gözleri ile bana uyuduğunu anımsatıyordu. Birazdan uyanacağını bekliyordum. Ama bir gerçek vardı. O artık bir daha gözlerini açmama uğruna bu dünyaya son kez gözlerini kapatmıştı. Sanırım artık onu tek bir yere götürebilirdim. Ölülerin tekrar hayata döneceğine inanılan , yasak bölgeye ama ne için ; umut için mi , yoksa tatmin için mi...



    Atımız Agro sırtında Mono ile yasak bölgenin yolunu tutuyoruz. Bu bölgenin neden yasak bölge olduğunu konusundaki en sıkı rivayet Gölgeler Tanrısı Dormin’in bu bölgeye hapsedilmesidir. Bu devasa bölgenin tam ortasındaki eskimiş bir şatoya geliyoruz. Muazzam büyüklükteki şatoda yaşayan Dormin ile yüzleşmek için Mono'yu şato içindeki lahdinin üzerine koyuyoruz. Dorminle anlaşmak için Mono'ya hayatını geri getirmesini söylüyoruz. Bu fırsatı değerlendiren kimsenin ziyaret etmediği bir bölgede yapayalnız kalan Dormin bunu kabul ediyor, fakat hiçbir şeyin kesin olmayacağını söylüyor. Mono’yu geri getirebilmem için arkamda bulunan 16 dev heykelin yıkılması gerektiğini söylüyor. İşte o zaman belki Mono hayata geri gelebilecekti. Atalarımızın bir lafı vardır ; At , Avrat ve Silah , evet tam yerine basıldığı gibi bu 18 kilometrekarelik bölgede sadece at , silah ve ölü bir avrat var. Peki ne yapacaktık. Dormin’in dediği gibi kale içinde 16 tane kocaman taştan yapılmış sıralı heykeller vardı. Elimdeki kılıç ile yola koyulayım diyoruz. İlk dev heykelin karşısına geçiyoruz. Kılıcımı savurmaya başladım, ama hiçbir işe yaramıyordu. Bu işin içinde başka bir sebeb vardı. Sanırım dışarı çıkıp etrafa bakmak lazımdı.

    Oyun sizi o kendi dünya içine atıyor ki bir an bile bu gerçek dünyada yalnız kaldığınızı zannediyoruz.

    Karamsar bir ortamda sadece rüzgarın sesini duyduğumuz bu diyarda dağlı, taşlı, ovalı bölgede ne yapacaktık. Elimizdeki kılıca bakıyoruz, sihirli bir kılıç bir işe yarıyor olsa gerek, biz bu kılıcı nereden bulduk, nasıl kullanacağız, karşımızda kocaman bir dağ ; içine çekercesine bana doğru gel diyor , atımız Agro bile sabırsızca yanımızda gitmemiz için kıpırdıyor. Kılıcı havaya kaldırıyoruz , bir ışık süzmesi oluşuyor , etrafa gezindirdikçe ışık süzmesinin bir noktada buluştuğunu görüyoruz. O yere doğru baktığımızda bizi içine çekmeye çalışan dağ duruyor, sanırım oraya doğru gitmemiz gerekiyordu.


    Evet bu oyunu oynamaya başladığınız andan itibaren dış dünyanız ile bağlantınızı keseceksiniz. Mümkün olduğunca büyük ekranlı televizyonda ve evde tek başınıza iken oynarsanız sizin için yaşanması bir daha olmayacak bir tutku içinde olacaksınız. Belki bu oyunu görmüşsünüzdür , elinizde evirip çevirip resimlere aldanıp almamışsınızdır; ama durun çok şey kaçırmadınız ps2 son döneminde bu oyunla kapatmak iyi bir final olacaktır. Bu muhteşem oyunun ne çözümünü nede ipuçlarını size bahsetmeyeceğim. Bu muhteşem oyunun her yönü ile sizlerin baş başa kalmanızı sorunlarınızı kendiniz halletmenizi Madem ki efsane bir aşkı yaşıyordunuz onu nasıl geri getirebileceğinizi sizin yapmanızı isteyeceğim. Oyunu bitirdiğinizde sanmayın ki bitirdiniz dahası çok var. Yeri gelince onlarıda bileceğiz...


    _________________
    HIZ FELAKETTİR, YAPMAK CESARETTİR....

      Forum Saati C.tesi Kas. 18, 2017 7:17 am